Bir Aşk Hikayesi

Bir Aşk Hikayesi
25 Aralık 2018 tarihinde eklendi, 743 kez okundu.

Vaktiyle çok tatlı, eğlenceli, birbirini çok seven iki sevgili vardı.. Genç kız ile genç oğlan yıllarca gezmeden gezmeye bir hayat yaşamakla birlikte, dünya zevkine dalmışlardı.. Dinden imandan uzak bir hayat sürdürüyorlardı.. Delikanlinin içkisi, gece gezmeleri vardı, “pislik” adına ne varsa, üzerinde taşıyordu..

Uzun yıllardır beraberlerdi.. Ve birbirlerini gerçekten çok seviyorlardı, fakat başı beladan eksilmeyen delikanlı, gün geçtikçe sevdiği kıza mânevi yönden çok zarar verdiğini düşünmeye başladı.. Onuda bataklığa sürükleyecek, kendi pisliğinde boğacak diye korkuyordu.. Ve bu korku onu bir karara vardırmıştı..

Delikanlının Aşk’ı nefsinden ağır basmıştı.. Uygun bir dil ile, kıza zarar vermek istemediğini belirterek, kendisinden ayrılmak istediğini ifâde etti.. Genç kız yıkılmıştı.. Oysa ikiside seviyordu birbirini.. Bu ayrılık da nerden cıkmıştı şimdi? “Birgün.. Daha güzel bir ortamda, daha güzel bir zamanda karşılaşırız inşaallah..” temennisiyle birbirlerinden ayrıldılar..

Ve ardından pek dayanamamış gözyaşı geceleri Ne birbirlerini görüyor, ne de konuşuyorlardı Zordu onlar için Alışık değildiler bu ayrılığa Bir şey beklercesine bekliyorlardı gündüz gece Ve bir cuma vakti beklenen vakit gelmişti.. Yaradan, ikisine de aynı rüyayı göstermişti. .

Ve ikisi de aynı gecede, aynı saate, aynı zamanda secdeye varıp tövbe etmişti Yürekleri Allah Aşkıyla yanıyordu.. Rabblerinden af dileyip, ağlıyorlardı Birbirlerinden habersiz Aynı vakitte Böylece farz olmuştu genç kıza bu tövbeden sonra çevresini değiştirmek Pis arkadaşlarından ayrılarak, tam bir müslüman kızı gibi giyinmeye ve davranmaya başlamıştı

Numarasını değiştirmişti Ve yüreğindeki bu Allah Aşk’ı.. Bu sevgilisinden ayrılmanın acısını unutma isteği Onu Türkiye’ye, hocalık okumaya gitmesi için teşvik etmişti.. Kendini tamamen Allah yoluna adamak istiyordu Yüreğindeki Aşk Acısını böylece bastırabileceğine inanıyordu Ve gözleri yaşlı bir şekilde Almanya’yı terk etti Ardında bıraktığı sevdâsını yüreğinde taşıyarak.. Hemen kursa başladı İlim yolunda hızla ilerliyordu..

Delikanlı ise sevdiği kızdan habersiz Hergün Duâlarında onu anıyordu.. Kiz da aynı şekilde.. Dualarında eksik etmiyordu delikanlıyı.. Aklıyla yüreği bulanmış, nefsi doymuş, yüreği aç kalmış delikanlı da tövbesini ettikten sonra, yüreğinin açlığını doyurmak istiyordu.. Hafız olma hayali yerleşmişti yüreğine.. Tam bir müslüman erkeği olmuştu.. Peygamber Efendimizin (sav.) sünnetinin izinden gidiyordu..

Çevresini ona göre seçmişti o da.. Sakal bırakmış, kılık kiyafetine dikkat etmiş.. Bakışları yerde gezen iffetli bir delikanlıya dönüşmüştü.. Hafız olma hayalini yitirmeyen delikanlı da sevdiğinden habersiz Türkiye’ye gitmişti.. Hemen işlemleri başlattı.. Ve eğitimini hızla her yandan destekliyordu.. Azimliydi.. Çok çalışmıştı.. Ve sonunda Hafız olma şerefini tatmak nasib olmuştu..

Duâlarından sevdiği kızı eksik etmiyordu.. Hoca olan genç kız da sevdiğini Rabbine anmaktan geri kalmıyordu.. Bu Aşk.. Bu masum sevda, delikanlının yüreğinden taşmaya başlamıştı.. O da eğitiminin yanında, yüreğini kaleme aldı.. Ünlü bir yazar olmak gibi bir isteği yoktu ama

Sevgisini kağıtlara dökmek ona huzur veriyordu.. Aslında sevdiği kız için yazıyordu o kitabı.. Belki, bir gün bir kitapçının rafında.. Gözleri ilişirdi o kitaba.. Ve okurdu delikanlının ona armağan ettiği eseri.. Belki de evlenirdi.. Çocukları olurdu.. Okuyamazdı.. Bunları düşünmek istemiyordu delikanlı..

O Rabbine teslim etmişti yüreğini..Ve Rabbine emanet etmişti sevdiğini. . Tertemiz Aşkını bir kitaba sığdırmaya calıştı.. Yazdıkça, her harfte sevdiğini hatırlıyor, kitabın her harfi okundukça sevdiğini hatırlatıyordu insana.. Güçlükle yazılan bu mânevî eser, sonunda yayınlanmak için basılmıştı..

Büyük ilgi görmüştü delikanlının kitabı.. Hedef kitlesi gençlerdi.. Onların ilgisini kazanmış olmak, onlara birşeyler öğretmiş olmak onu mutlu etmişti.. Böylelikle kulaktan kulağa, dilden dile yayılan, sanal alemi, gençlik sohbetlerini dolduran, sarsan bu kitap, onu ünlü bir yazar etmişti..

Fuarlardan fuarlara davet ediliyor, okuyucularının kitaplarını imzalayıp, onların sorularına cevap vermeye çalışıyordu.. Yine bir kitap fuarında iken, karşısında duran kalabalığın isteklerine hızla karşılık verip, evine gitmeyi düşlüyordu.. Kalabalık dağılmıştı.. Çayını yudumlarken, standa iki çarşaflı bayan geldi..

Genç hafız ayağa kalkıp, başını kaldırmadan nasıl yardımcı olabileceğini sordu.. Ve çarşaflı bayanlardan birisi konuşmaya başladı.. “Ne güzel bir kitap, ismini çok duydum.. Gençliğin ihtiyacı var böyle kitaplara..” Aman Allah’ım.. Bu yıllar önce ayrıldığı, fakat yüreğinden bir türlü söküp atamadığı kızın sesiydi..

Olabilir miydi? O muydu..? İnsan sevdiğini sesinden tanımaz mı…? İnanamıyordu.. İnanmak istese de güçlük çekiyordu.. “Alayım bunu..” diye hemen tezgaha parayı koydu çarşaflı bayan.. Başını yerden kaldırmıyordu.. “Bence yazarı burdayken imzasını da al..” diye seslendi diğer bayan.. “Olur..” diye kitabı tekrar tezgaha koydu.. Ve genç delikanlı ismini sordu.. Kısık bir sesle, cevap verdi çarşaflı bayan…

“Ayşe…” Kalemi yere düştü delikanlının.. Alnından soğuk soğuk terler akıyor, yüreğinde buz dağları eriyordu.. Eğilerek yere düşen kalemini aldı.. Ve sevdiği kız için imzasını attı.. Gözlerinden dökülen yaşlardan birtanesi kitabın sayfacığını ıslatmıştı.. Kalemin mürekkebine karışmıştı.. Tam kızın isminin üstüne..”Ayşe…” Genç yazar başını kaldırmadan ve hiçbirşey söylemeden kitabı uzattı.. Kimin yazdığına bakmadan, ve kendine yazıldığını bilmeden arkasını dönüp gidiyordu genç kız.. Delikanlının ayakları yerinde durmak istemiyordu..

Yüreği “Git arkasından durdur onu.” diyordu… Ama biliyordu ki nefsi konuşuyordu.. Uygun olmazdı.. Her ikisi içinde.. Yine de sabretti.. Bütün gün aklından çıkmamıştı sevdiği.. “Nasıl olabilirdi..? Dualarım kabulmu oldu yoksa..” diyordu kendi kendine.. Evet, ona da, sevdiği kıza da nasib olmuştu tövbe.. Ve genç delikanlının yüreğindeki temiz sevdası daha da alevlendi.. Allah onları korumuştu.. İkisini ayrı yerlerde yetiştirip tövbe ettirmişti.. “Acaba oda seviyormuydu hâlâ?”

Genç hafız fuardan sonra cami kenarında olan mütevâzi, küçük evine gitti.. Ve sabaha kadar namaz kılıp Duâ etti.. Bir yandan şükür ediyor, bir yandan sevdiği için Duâ ediyordu.. Dizleri ağırana kadar, gözleri şişene kadar kalmıştı seccadesinde.. “Acaba nasib olacakmıydı vuslat?” Genç kız da teheccüd vakti kalkıp, yine sevdiği için Duâ etmişti.. Zaten ayrıldıklarından beri onu Duâlarindan hiç eksik etmemişti ki.. Namazın ardından genç kız çayını alıp cam kenarına oturdu.. Kimbilir.. Bu muhteşem eserden neler öğrenecekti.. Gerçekten de duyduğu kadar varmıydı..

Heyecanla mum ışığında kitabı açtı.. İmzasını bile aldığı yazarın, kim olduğuna dahi bakmamıştı.. Bu nasıl dalgınlıktı.. İlk sayfaya ilişti gözü hemen.. Belki de tanıdık bir yazardı.. Ve ilk gördüğü şey.. Kendi isminin altında yazarın imzasıydı.. Yanında da mühür düşmüşcesine bir damla gözyaşı.. Kurumamıştı sanki hâlâ.. Eliyle sayfanın üzerinden geçti.. Ve yüreğine bir yangın düştü.. Hemen elini çekti..

Onun gözyaşına dokunmaya bile hâyâ etmişti.. Evet sevdiğiydi bu.. Hâlâ inanamıyordu.. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.. Eli ayağı titriyordu..Dona kalmıştı.. Gözleri tekrar tekrar aynı yazıyı okuyordu.. Demekki o da tövbe etmişti.. Nasıl da değişmişti.. Daha fazla dayanamadı.. Sevdiğinin kelâmına susamıştı o.. Hemen okumaya başladı.. “Name-i Hicran” .. Kitabı göğsüne bastırdı.. İçini çekti.. Ve ağlayarak gökyüzüne baktı.. Ardından, okumaya cesaret edemediği bu eseri tekrar açtı..

Yüreği titriyordu.. Elleri titriyordu.. Ne de güzel yazmıştı.. Bitecek korkusuyla yavaş yavaş okuyor.. Bitmesinden korkuyordu.. Her harfinde kendini buluyordu.. Her harfinde onu hatırlıyordu.. Her cümle Aşk ile yazılmıştı.. Ve usanmadan, sıkılmadan bir günde uyumadan sevdiğinin yazmış olduğu kitabı bitirmişti..

Kitabın sonunda ufak bir not vardı yazardan… “Name-i Hicran.. Dilerim okuman nasib olur bu Hicrân mektubunu.. Zira, bu ayrılık mektubu sana olan sevdamın namelerini içeriyor.. Unutmadım.. Unutmayacağım.. Sen de unutma.. Allah için..” Bu nottan sonra bu kitabın kendisine yazılmış olduğunu anlamıştı genç kız.. “Unutmadım..” diyerek ağladı.. “Allah için..” Kitabı okşadı..Ama ne yapabilirdi ki..

Hoca olmuştu.. Çarşaflı bir bayandı o artık.. Dinini temsil eden bir kızdı.. Sevdiğine yazmak, ona ulaşmaya çalışmak doğru olmazdı.. Sabredecekti.Ona Duâlarla ulaşacaktı.. Bu tevafuğu yaşatan yüce Yaradan, kim bilir daha neler yaşatırdı?

Aradan yine yıllar geçmişti.. Kız 25 yaşına basmıştı. Artık hocalarından ve ailesinden evlenmesi için baskı görüyordu.. Genç hafız.. Yazar ve aynı zamanda hoca olan delikanlı da 28 yaşına basmıştı.. Onada aynı şekilde baskı yapılıyordu.. Ama ilim öğrenip öğretmeyi dâvâ bilmişti bir kere kendine.. ”

Evlenmek istemiyorum..” diye geçiştiriyordu.. Oysa yüreğinde alev alev yanan bir Aşk vardı.. Ona ihanet edemezdi.. Yüreğinin en kuytu köşesinde, evlenmemesinin sebebi bu gizli sırdı.. Bir gün genç yazara tekrar bir davetiye gelmişti.. Bir camiye sohbet vermesi için davet edilmişti… Hem Kur’an okuyacak, hem sohbet verecekti…

O gün yüreğinde ayrı bir acı, ayrı bir yangın vardı sanki.. Hiç iyi değildi.. Yüreği ferahlasın diye yol boyunca İnşirah Suresini okudu… Genç kızın yüreğinde ise ayrı bir huzur vardı.. Bugüne kadar hiç böyle huzurlu dğgildi.. Genç hafız camiye varınca hemen sarığını ve cübbesini giyindi.. Yerine oturdu..

Henüz fazla kimse yoktu.. Bayanlar üst katta oturuyordu, beyler aşağıda.. Yüreğinin yangını gittikçe artıyordu.. Genc kız ise sabahleyin ailesinin yanına gitmeyi planlıyordu, ama en iyi arkadaşı onu arayıp camiye davet etmişti.. Sohbete ünlü bir abinin geleceğini söyleyerek, onu ısrarla sohbete getirmişti.. Genç kız, arkadaşını kıramadı, ve hiç bir soru sormadan kabul etti..

Sohbetten sonra giderdi ailesinin yanına.. Kaçmıyordular ya.. Arkadaşını kırmak istemedi.. Hem davete icabet etmek sünnetti.. Onunla birlikte gitti ve hanımlar mescidinde yer aldılar..Beklediler.. Cami dolmaya başladı.. Hafızın yüreği yerinden çıkacak gibiydi artık.. Gözlerinden sakalına düşen yaşlara hakim olamıyordu.. Nedenini bilmiyordu..

Genç kız da ağlamaya başlamıştı.. Sebepsiz.. Mutluluktan belki de.. Nedenini bilmiyordu.. Sohbeti kim edecek, kim yönetecek, neden burda, onu da bilmiyordu.. Ama çok huzurluydu.. Birazdan mikrofonun sesi de duyulmuştu.. Caminin başkanı “Kur’an ile sohbetimizi açalım inşaallah” diyerek kısa bir konuşmadan sonra mikrofonu hafıza verdi.. Ve hafızın gözlerinden yaşlar dökülürken yüreğinin en derininden bir Besmele çekti.. Genç kız anladı..

Yine en güzel tevafuklar onları en güzel mekanda buluşturmuştu.. Sevdiğinin sesi Âyet Âyet işleniyordu genç kızın yüreğine.. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.. “Mustafa Hoca okuyor susun..” diye kadinları susturmaya calışıyordu kadınlar kolunun başkanı.. Genc kız, sevdiğinin ismini de duymuştu şimdi..

Oydu işte.. Sevdiği.. Genç hafız da hissediyordu sanki onu… Gittikçe alevleniyordu yüreği ve daha yanık okuyordu… Sonunda herkesi ağlatarak okumayı bitirdi.. Birden bayanların katından bir çığlık koptu… “Ambulans cağırın! Çabuk!” diye bağırıyordu bayanlar.. Cemaat ayaklanmıştı.. Başkan yukarı koşmuştu.. Ve ambulans cağırıldı.. Genç hafız, caminin çıkış kapısında bekliyordu.. Sohbet elbette iptal olmuştu..

Doktorlar geldi, kalp masajı yapıyorlardı. Bir panik, bir koşuşturmaca vardı camide.. Hafız ağlıyordu… Durduramıyordu yüreğinin yangınını.. Durduramıyordu yaşlarını. Neden ağlıyordu ki..? Neden yanıyordu ki yüreği..? Yanında çarşaflı bir bayan telefonuna ağlayarak konuştu..

“Hocammmm Ayşenin kalbi durdu..! Camide.. Şuan burdayız, ailesine ulaşamıyorum..” diye ağlıyordu kız.. Hafız yüreğinin yangınını anlamıştı…. Sevdiği.. Senelerce sabırla Duâlarında eksik etmediği sevdası.. Gitmişti.. Aynı mekanda.. Sanki saygısızlık olmasın diye beklemişti Kur’an’ın bitmesini.. Ne kadar temiz bir Aşk’tı bu.. Sevdiğinin sesiyle veda etmişti genç kız dünyaya.. Sevdiğinin sesiyle kapatmıştı gözlerini.. Şimdi hafız da sevdiğine olan borcunu ödemek istiyordu.. Son görevini yerine getirmek istiyordu.. Onu sevdiği uğurlayacaktı.

Cenaze yıkandıktan sonra.. Namazını sevdiği kıldırmıştı.. Nasıl bir imtihandi bu..? Nasıl bir acıydı…? Gözlerine bakmadan.. Sevdiğini söyleyemeden uğurlamıştı onu.. Cenaze namazını kılarken geçmiyordu zaman.. Hafızın sakalı ıslanmıştı gözyaşarı ile.. Yaşları durmak bilmiyordu.. Toprağa koymuşlardı genç kızı..Herkes dağılmıştı.. Hafız onu ilk gecesinde yalnız bırakmak istemiyordu.. Sabaha kadar başında Duâlar okudu..Âyet Âyet..

Ve sabah namazından sonra yanından kalktı.. Yine bir veda vakti gelmişti.. Gözleri şişmiş halde, tam arkasını dönüp gidecekken, burnunu nefis bir gül kokusu sardı.. O kadar acının ve yürek yangınının içinde Hafızın yüzünde bir tebessüm oluşmuştu nihayet.. Bunun ne anlama geldiğini biliyordu çünkü.. Eve vardığında genç hafız gusül abdestini aldı.. Ve sevdiği için Dua etti.. Tertemiz kıyfetleriyle uzandı yatağına.. Gözlerini yumdu… Ve rüyasında kendini büyük bir kapının önünde buldu…

Altın kaplamalı, nurlu bir kapı.. Kapının önünde sevdiği bekliyordu.. Beyaz bir elbise içinde.. Elini uzatmış “Gel” diyordu.. Ve genç hafız sevdiğine doğru yürüyordu.. Öyle mutluydu ki.. Öyle huzurlu.. Genç kız sevdiğine bakarak seslendi.. “Benim Cennetim sensin..” diyordu.. Genç hafız da sevdiğinin alnından öperek seslendi usulca… “Vuslat’ım.. Duâ’m.. Ahiret’im..” diyordu.. Ve birlikte Cennet kapını açıyorlardı el ele.. Bir hafta sonra komşular genç hafızı merak ettiler..

Ne duyan olmuştu.. Ne de gören.. Mecburen kapısını kırmak zorunda kaldilar.. Ve kapıyı kırdıklarında, yüzlerine vuran nefis bir kokuyla karşılaştılar.. Gül bahçesine girmiş gibi.. Yatağa vardıklarında ise, genç hafızı yatağında ruhsuz yatıyor halde buldular..

Bedeni hiç çürümemişti.. Morarmamıştı.. Şişmemişti.. Caminin imamı yaklaşarak sakalına dokundu Hafızın.. Islaktı.. Gözlerinden dökülen yaşlar, kurumamıştı bile Ve genç hafız da toprağa verilmişti Genç kız sevdiğinin hasretine Yüreğindeki Allah Aşkına dayanamamıştı Genç delikanlıda Sevdiğinin hasretine dayanamamıştı..KAYNAK http://gonulsofrasirahmetpnari.com

519 views

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git